Fred: Pekala, demek pasifistsin. Eğer, varsayalım ki, biri babaannene saldırıyor olsaydı ne yapardın?

Joan: Zavallı yaşlı babaanneme mi?

Fred: Evet, ikiniz bir odadasınız ve babaannene saldırmak üzere olan bir adam var, sen de orada duruyorsun. Ne yapardın?

Joan: ‘’Babaannem için üç kere: haydi bastır!’’ diye bağırırdım, ardından odayı terk ederdim.

Fred: Hayır, ciddiyim. Diyelim ki adam silahlı ve onu vurmak üzere. Önce sen mi onu vururdun?

Joan: Benim silahım var mı peki?

Fred: Evet.

Joan: Hayır ben bir pasifistim, benim silahım yok.

Fred: Eh, ben de diyorum ki var.

Joan: Peki öyleyse. İyi bir nişancı mıyım peki?

Fred: Evet.

Joan: Hedef alıp elindeki silahı vurup düşürürdüm.

Fred: Bu durumda iyi bir nişancı olmuyorsun.

Joan: Ateş etmekten korkardım. Yanlışlıkla babaannemi öldürebilirim.

Fred: Hadi ama, tamam, bak şimdi. Başka bir örnek ele alalım. Diyelim ki kamyon sürüyorsun. Yanında dik bir kayalık olan dar bir yoldasın. Yolun ortasında oturan küçük bir kız var. Durmak için fazla hızlı gidiyorsun. Ne yapardın?

Joan: Bilmem. Sen ne yapardın?

Fred: Ben sana soruyorum. Pasifist olan sensin sonuçta.

Joan: Evet biliyorum. Peki, kamyonunu kontrolü bende mi?

Fred: Evet.

Joan: Yoldan çekilmesi için korna çalsam?

Fred: Yürüyebilmek için çok küçük. Ve korna çalışmıyor.

Joan: Hiçbir yere gitmediğine göre direksiyonu sola kırardım.

Fred: Olmaz çünkü heyelan var.

Joan: Ah. Peki öyleyse, kamyonu yamaçtan aşağı sürüp kızı kurtarmaya çalışırdım.

 

Sessizlik

 

Fred: Peki, diyelim ki kamyonda seninle beraber biri var. O zaman ne olurdu?

Joan: Cevabımın pasifist olmamla ne ilgisi var?

Fred: Kamyonda siz ikinize karşı sadece bir küçük kız var.

Joan: Zamanında biri şöyle demiş: ‘’Eğer gerçek anlamda kötü ve farazi anlamda kötü arasında bir seçim yapman gerekliyse her zaman gerçek anlamda kötüyü tercih et.’’

Fred: Ne?

Joan: Diyorum ki, neden bütün pasifistleri öldürmeye bu kadar meraklısın?

Fred: Değilim. Sadece ne yapacağını bilmek is…

Joan: Eğer yanımda bir arkadaşımla çok hızlı bir şekilde kamyon sürerken bir yanında heyelan diğer yanında sarp bir uçurum ve yolda on aylık bir kız çocuğu olan bir yolda tehlikeli bir açmaza yaklaşıyor olsaydım?

Fred: Doğru.

Joan: Muhtemelen frenlere asılarak arkadaşımın ön camdan fırlamasına sebep olur, heyelanın olduğu yere savrulur, küçük kızı ezer, uçurumdan yuvarlanır ve kendi ölümümü hazırlardım. Muhtemelen babaannemin evi de dağ yamacının dibindedir ve kamyon çatısını kırıp oturma odasında patlar ve bu onun saldırıya uğradığı ilk ve son sefer olur.

Fred: Sorumu cevaplamadın. Sadece işin içinden sıyrılmaya çalışıyorsun…

Joan:  Sadece bir şeyler anlatmaya çalışıyorum. Birincisi kriz anında ne yapacağını kimse önceden kestiremez ve kuramsal sorular kuramsal cevaplar alır. Ayrıca kimseyi öldürmeden durumun içinden çıkmamı imkansız hale getirmene dikkat çekiyorum. ‘’Sonra Pasifizm iyi bir fikir, ancak işe yaramıyor.’’ diyorsun. Ancak beni rahatsız eden bu değil.

Fred: Nedir peki?

Joan:  Kuramsal olmadığı için hoşuna gitmeyebilir. Gerçek. Ve babaanneme yapılan saldırıyı çay partisi gibi gösterebilir.

Fred: Nedir o?

Joan: İnsanları öldürmenin etkili, güçlü yollarını öğretmek için nasıl eğitimden geçirdiğimizi düşünüyorum. Kamyonlar ve heyelanlar gibi tesadüfi şeylerle değil. Bilirsin işte, homurdanıp bağırarak, öldürüp sürünmeli, uçaklardan atlamalı şekilde. Cidden organize bir biçimde. Yazık ki, babaannenin tam ortasından süngüyü geçirmen gerektiği bir durum.

Fred: Bu tamamen farklı.

Joan: Tabi.  Ve buna bakması o kadar zor ki, farkında değil misin, çünkü gerçek, ve şu anda olup biten bu? Bak. Bir general bir haritaya raptiyesini saplıyor. Bir hafta sonra bir avuç genç çocuk ormanında ortasında bir yerlerde terler dökerek birbirinin kolunu bacağını uçururken ağlıyor, dua ediyor ve bağırsaklarının kontrolünü kaybediyorlar. Bu sana da aptalca gelmiyor mu?

Fred: Sen savaştan bahsediyorsun.

Joan: Evet biliyorum. Sana da aptalca gelmiyor mu?

Fred: Bu durumda ne yapardın peki? Diğer yanağını çevirirdin herhalde.

Joan: Hayır. Düşmanını sev ama kötülüğüyle yüzleş. Düşmanını sev. Öldürmemelisin.

Fred: Evet, sonra ona olana bak.

Joan: Büyüdü.

Fred: Lanet bir çarmıha gerdiler, olan bu. Ben lanet bir çarmıha gerilmek istemezdim.

Joan: Gerilmeyeceksin.

Fred: Ha?

Joan: Nasıl öleceğini seçemeyeceğini söylüyorum. Ya da ne zaman. Sadece nasıl yaşayabileceğini seçebilirsin. Şu anda.

Fred: Peki, herkesin benim üzerime basıp geçmesine izin vermeyeceğimi biliyorum, orası kesin.

Joan:  İsa ‘’Kötüye direnme.’’ Demiş. Pasifistler tam tersini söyler. İsa, kötüye bütün kalbin; aklın ve vücudunla onun üstesinden gelene kadar karşı koy der.

Fred: Anlamıyorum.

Joan: Organize şiddetsiz direniş. Gandhi. Hintlileri Britanyalılara karşı şiddetsiz direniş için örgütleyerek Hintliler Britanya İmparatorluğu’ndan serbest kalan dek şiddetsiz bir savaş başlatmış. İlk deneme için fena değil, ne dersin?

Fred: Evet, güzel, ama Britanya gibi uygar insanlarla uğraşıyordu. Bizde böyle değil.

Joan: Uygar değil mi?

Fred: Değil. Bu yöntemi Ruslarda dene de görelim.

Joan: Çinlilerden bahsediyorsun değil mi?

Fred: Evet, Çinliler, Çinlilerde dene.

Joan: Ah canım. Savaş daha komünizmin hayali bile yokken vardı.  Bu sadece her şeyi ben bilirimciliği meşrulaştırmanın son yöntemi. Sorun komünizm değil. Sorun konsensüs (fikir birliği). Dışarıda hükümetin birini öldürmeye karar verince bunun yanlış olmayacağına dair bir konsensüs var. Eğer ülkenin içinde öldürürsen, başın belaya girer. Eğer ülkenin dışında, doğru zaman, doğru anda, doğru düşmanı öldürürsen, madalya alırsın. Dünya üzerinde yaklaşık 130 ulus devlet var ve hepsi kendisi çok önemli olduğu için diğerini gebertmenin çok iyi bir fikir olduğunu düşünüyor. Pasifistler sadece bir ırk olduğunu düşünür. Üç milyar nüfuslu bir ırk. En önce gelen. Ailenin herhangi bir üyesini öldürmenin aptalca bir fikir olduğunu düşünürüz. Farklılıkları düzenlemenin çok daha düzgün ve zekice yolları olduğunu düşünürüz. Ve insanoğlu bu diğer olasılıkları araştırmaya başlasa iyi eder çünkü yapmazsa, yanlışlıkla ya da bilerek, muhtemelen allahın cezası her ırkı katledecek.

Fred: Öldürmek insanın doğasında var. Bunu değiştiremezsin.

Joan: Gerçekten mi? Peki öyleyse neden erkekler nasıl yapılacağını öğrenmek için eğitim alıyor? İnsan doğasında vahşet var evet, ancak sevgi, anlayış ve zarafet de var. İnsan örgütlenir, alır, satar, vahşete iter. Şiddetsizlik tam zıddını örgütlemek ister. Şiddetsizlik bununla ilgilidir- örgütlü sevgiyle.

Fred: Sen delisin.

Joan: Hiç şüphesiz. Peki sen dünyanın geri kalanının mantıklı olduğunu söyleyebilir miydin? Şiddetin geçen son beş bin yılda büyük bir başarı yakaladığını, dünyanın iyi bir halde olduğunu, savaşların insanoğluna barış, anlayış, demokrasi getirdiğini ve birbirlerini öldürmelerinin güven ve umut dolu bir atmosfer yarattığını? İnsanların bir milyarının diğer iki milyar üzerinden geçinmesinin, ya da başından beri çok iyi gitmese de, birkaç küçük savaştan sonra daha iyi bir dünyaya doğru önümüzü görmeye başlayacağımızı söyleyebilir misin?

Fred: Ben iyi durumdayım.

Joan: Şanslı bir kaza sonucu.

Fred: Amerika’yı ve temsil ettiği her şeyi savunmam gerektiğini düşünüyorum. Öz-savunmaya inanmaz mısın?

Joan: Hayır, mafya bu şekilde ortaya çıkmıştır. Köylüleri korumak için ortaya çıkmış küçük bir grup. Ben Gandhi’nin şiddetsiz direnişini tercih ederim.

Fred: Şiddetsizliğin amacını hala anlamıyorum.

Joan: Şiddetsizliğin amacı batmamıza engel olacak bir zemin, sağlam bir zemin, üretmek. Napalmdan, işkenceden, istismardan, zehirli gazdan, nükleer bombalardan birkaç fit yüksekte bir zemin. Bir insana üstünde durabileceği düzgün bir zemin ver. Bunca zamandır insan kanı, kusmuğu ve yanmış et içinde debeleniyor ve bunun dünyaya nasıl barış getireceğini haykırıyordu. Bir dakikalığına kafasını bir delikten dışarı çıkarıp yukarıda, temiz havada bir grup insanın bir yapı inşa etmeye çalıştığını görüyor. ‘’İyi fikir ancak yeterince pratik değil,’’ diye bağırıp delikten geri kayıyor. İnsanoğlunun dünyanın yuvarlak olduğunu keşfettiği zaman yaşadığı ile aynı. Düz olmadığına dair onca kanıt olmasına rağmen yıllarca bu inanca karşı koydu. Ucundan düşebileceği bir köşesi ya da küçük gemilerini yutacak deniz canavarları yoktu.

Fred: Bu pratik yapıyı nasıl inşa edeceksin?

Joan: Temelden. Şiddetin her seviyesini olası her alternatif biçimde çalışıp deneyimleyerek. Ulus-devletlere hayır demeyi, vergilere HAYIR demeyi, zorunlu askerliğe HAYIR demeyi, genel olarak öldürmeye HAYIR demeyi, cinayetin her türlüsünü bertaraf edecek yeni kurumlar oluşturarak işbirliğine EVET demeyi öğrenerek, dünyanın dört bir yanında şiddetsiz kontaktlar oluşturup onlarla bağlantıda kalarak, her insan ve her grupla diyaloğa girme şansını kullanarak, öldürmenin sakıncasız olduğu konsensüsünü değiştirebiliriz.

Fred: Kulağa oldukça hoş geliyor, ancak işe yarayacağını sanmıyorum.

Joan: Muhtemelen haklısın. Muhtemelen yeterince zamanımız yok. Bunca zaman gösterişli bir fiyaskoyduk. Şiddetsizliğin örgütlenmesinden daha kötü bir fiyasko varsa o da şiddetin örgütlenmesiydi.

Share This