Peki Şimdi Nereye? – Şiddetsiz Film Gösterimleri 4

Peki Şimdi Nereye? – Şiddetsiz Film Gösterimleri 4

Tarih: 31 Mart 2017 (Cuma)

Saat: 19:00

Yer: Şiddetsizlik Merkezi – Kuloğlu Mah. Güllabici Sk. No:16/2 Cihangir (0212 2441269)

Film Hakkında:

Bu ayki “Şiddetsiz Film Gösterimlerinin” dördüncünde “Peki Şimdi Nereye?” filmini izliyoruz.

Dünya çapında büyük beğeni toplayan Caramel’in  Lübnan doğumlu yönetmeni Nadine Labaki sınırları dışındaki izleyicilerine ulaşmak amacıyla senaryosunu yazdığı, yapımcılığını ve yönetmenliğini üstlendiği ikinci uzun metrajlı filmi “Peki Şimdi Nereye?” ile karşımıza çıkıyor ve kamerasını bu sefer de Lübnan’ın küçük bir köyüne çeviriyor.

Feminist duruşuyla  savaşın, dinsel çatışmaların yıkıcı etkilerine eleştirel bir bakış açısından baktığı; kadınların yaratıcı şiddetsiz yöntemlerle çözümlerini ve bu çatışmalara dur demelerini konu alan içtenlikle dolu bu sıcak filmde biraz mizah biraz dramla karşı karşıyayız. 

Labaki, değişim için gücü eline alan ve bunu yaratıcı biçimde nasıl kullanıldığını anlattığı filmini birlikte izleyerek kadın mücadelesinin yaratıcılığını, taktiklerini, kampanyalarını bir de bu gözden konuşma, paylaşma şansını da film sonrası sohbetimizde birarada yapmak için sizleri gösterimimize bekliyoruz.

Flört Şiddeti

Flört Şiddeti

Broşürden:

Flört şiddeti, toplumsal cinsiyet güç eşitsizliğinden kaynaklı bir şiddet biçimidir. Tehdit, kısıtlama ve baskı içeren her türlü davranışlar flört şiddeti olarak tanımlanır. Partnerin, karşı tarafa fiziksel, cinsel, psikolojik, sosyal ve dijital şiddet içeren davranışlarda bulunması şeklinde gerçekleşebilir. Şiddet uygulayan kişi, partnerine şiddet uygulayarak onun üzerinde egemenlik kurmayı, onu kontrol etmeyi ve gücünü göstermeyi hedefler. Flört şiddeti, bitmiş ya da sürmekte olan ilişkilerde ortaya çıkabilir.

Flört şiddetinin varlığında toplumsal cinsiyet rollerinin payı vardır. Flört şiddeti bir ilişkide çift taraflı olarak görülebilir ancak erkek egemen sistemde flört şiddeti, eril bir bakış açısından ve güçlü- güçsüz ilişkisi üzerinden sistemli bir biçimde, kadına yönelik şiddet olarak karşımıza çıkmaktadır.

TOG Genç Kadın Fonu web sitesi: https://www.genckadinfonu.org

19. Kadın Sığınakları ve Da(ya)nışma Merkezleri Kurultayı Yapıldı

19. Kadın Sığınakları ve Da(ya)nışma Merkezleri Kurultayı Yapıldı

19. Kadın Sığınakları ve Da(ya)nışma Merkezleri Kurultayı 23 ilden 350 kadının katılımıyla Adana’da gerçekleşti.
Bu yıl, on dokuzuncusu düzenlenen Kadın Sığınakları ve Da(ya)nışma Merkezleri Kurultayı “Kadına Karşı Şiddetle Mücadelede Yerel Yönetim Yaklaşımları, Kadın Örgütleri ile İşbirliği İmkânları” başlığı altında,  15-17 Ekim tarihlerinde Adana Kadın Da(ya)nışma Merkezi ve Sığınma Evi Derneği (AKDAM) ev sahipliğinde Adana’da gerçekleşti. Kurultay’a 23 ilden; kadın örgütlerinden, belediyelerden ve kamu kurumlarından 350 kadın katıldı.
AKDAM’dan Muhal İkikardeş’in yaptığı açılış konuşması ile başlayan Kurultay, tebliğlerin sunulması, atölye çalışmalarının gerçekleşmesi ve atölye sonuç bildirgelerinin sunulmasıyla devam etti.
Birinci günün ilk oturumunda, kadına karşı şiddetle mücadelede en deneyimli örgütlerden olan Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı ve Kadın Dayanışma Vakfı, sığınak ve dayanışma merkezi çalışmasının nasıl olması gerektiği üzerine sunumlar yaptılar.
Kurultay hakkında detaylı bilgi almak için tıklayın.
Pınar Selek: Güzel Bir Dünya Şiddetle Yaratılmaz

Pınar Selek: Güzel Bir Dünya Şiddetle Yaratılmaz

Çok sayıda sivil toplum örgütüyle Pınar Selek Kolektifi’nin ortaklaşa düzenlediği “Şiddetsiz direniş ve uluslararası dayanışma” toplantısı, 15 Ekim Cumartesi günü Lyon Belediye Başkanlığı binasında, Pınar Selek’in yönetiminde gerçekleşti.

İran, Suriye, Tunus, Fransa ve Türkiye’den şiddet karşıtlarının buluştuğu toplantıyı Duvar’a değerlendiren Selek ‘şiddetsiz direniş’i ve toplantıyı şu sözlerle özetledi: “Şiddetle yaratılmış güzel bir dünya yok! Yol, amacı da belirliyor. Şiddetle başka bir dünya yaratmak mümkün değil. Şiddetin birbirinden farklı binlerce yüzü var. Şiddete direnenlerin de birbirinden farklı, birbirinden yaratıcı binlerce yöntemi var. Bütün bunları konuştuk ve harika deneyimler paylaşıldı. En çok alkışı da Türkiye’den Skype bağlantısıyla bizimle buluşan vicdani retçi Yavuz Atan aldı.”

‘PINAR, DEVLETİN ŞİDDETİNE DİRENDİ’

Duvar’a konuşan Yavuz Atan ise ‘şiddetsiz direniş’i anlatırken Pınar Selek’in 18 yıldır süren davasına dikkat çekti: “Savaş, en büyük ve en tehlikeli erkeklik gösterisidir. Şiddetin örgütlenmesiyle özgürlüğe değil ancak iktidara ve onun en üst noktası olan devlete ulaşılabilir. Devlet, şiddet ve zor üzerine örgütlenmiş olduğu için karşısındaki insanları da bu araçları kullanmaya zorlar. Bizi hep kendi sahasına çekmek ister çünkü kendisi bu alanda örgütlüdür. Pınar’a da şunu dedi devlet, ‘Sen bir beyaz Türk olarak savaşla, Kürtler’le ilgilendiğin için hayatı sana zindan edeceğim!’..18 yıldır bitmeyen bir dava, gördüğü işkenceler, baskılar… Pınar bütün bunların karşısında antimilitarist, savaş karşıtı, feminist mücadelesiyle dimdik durdu. Devletin onu kendi sahasına çekme çabasına rağmen şiddetsiz direniş araçlarını kullanmaktan vazgeçmedi. Şiddetsiz direnişin anlamı budur. Güç ilişkisini tersine çevirir. Gücünü haklılığından alır.”

Kaynak: Duvar Gazetesi

Militarizme feministçe bakmak

Militarizme feministçe bakmak

Aslı Tosuner, asli.tosuner@gmail.com

Beden, benliğimizin önemli bir parçası, dünyayla kurduğumuz ilişkide temel cheap NBA jerseys bir iletişim aracıdır. İnsanların cheap mlb jerseys karşı karşıya geldiğinde, birbirleri hakkında fikir sahibi olacağı ilk bilgi kaynağıdır. Bu nedenle beden önemlidir; kendimizi dış dünyaya sunma biçimimiz, hangi şekilde onaylanmak istediğimiz, neyi savunduğumuz, neye karşı çıktığımız, kimlerden olduğumuz bedende yazılı bir metin gibidir. Repertuar? Durum böyle olunca özellikle kadın bedeni çağlardan beri kontrol altında tutulmuş, çeşitli kurallarla sınırlandırılmış veya toplumsal denetim aracı olmuştur.

Kadın bedeni üzerindeki baskılar çeşitli şekilde olabiliyorken, sinsi bir şekilde ilerleyen ve günlük yaşama yerleşmiş olan medikalizasyon kavramına yakından bakmakta fayda var. Medikalizasyon, tıbbın kendi Purchase dışındaki alanlara el atarak yeni hastalıklar tanımlamasını ifade eder. Kapitalizmin, tüketim sınırlarını sürekli genişletmek için kültürel öğeleri yeniden paketleyip pazara sunması gibi, tıp da daha Vacation önce hastalık olarak tanımlanmamış çeşitli durumları hastalık olarak tanımlar. Çocukluk dönemi (hiperaktivite vb.), ergenlik çağı, doğum sonrası depresyonu, menapoz gibi çok çeşitli yaşam evreleri 20. yüzyılda hastalık olarak tanımlanmış ve tedavi yöntemleri geliştirilmiştir.

Herhangi birşeyi hastalık olarak tanımlamak, o şeyin Moskau: düzeltilmesi gereken bir sorun olduğunu ifade eder. Hastalıklar, kişinin yaşam kalitesini bozan, kişiyi rahatsız eden veya yaşamının sonlanmasına sebep olan sorunlardır. Ancak medikalizasyon sürecinde tanımlanan hastalıklara bakıldığında, bunların tanımlanma sürecinin insanların rahatsızlık duymasından veya IIS hayati tehlike arz etmesinden çıkmadığını питание görüyoruz. Tam tersine tanım önce yapılıyor ve sonrasında topluma kabul ettiriliyor. Şayet öyle olmasaydı hala cheap NBA jerseys bu tanımlar üzerine tartışmalar sürmezdi. Kişinin bedeniyle ilgili bir durumun, bir sorun olarak toplumsallaşması ise kişiye daha önce duymadığı bir toplum dışı kalma korkusu getiriyor.

>>devamını okumak için tıklayın