Şiddetsiz Eylemi Seçme

Şiddetsiz Eylemi Seçme

Howard Clark

 

2007 yılında ,War Resisters’ International (Uluslararası Savaş Karşıtları) için yazılan bu yazıda, Howard Clark pasifistlerin neden örgütlü şiddete şiddetsiz alternatifler geliştirmesi gerektiğini anlatıyor. Şiddetsizlik kestirme bir çözüm vadetmez, hareket halinde olan temel değişim süreçlerini başlatabilir.

Ülkenizin tarihine bakacak olursanız şiddetsiz eylem vakaları ile karşılaşırsınız -gösteriler, grevler, boykotlar veya işbirliksizliğin diğer popüler formları gibi. Sebepler çeşitlilik gösterecektir – işçilerin ve çiftçilerin hakları, köleler için özgürlük, kadınların ve mülk sahibi olmayanların oy kullanma hakkı, ırk eşitliği, toplumsal cinsiyet eşitliği, işgal altında yaşamama hakkı – kısacası pek çok tahakküm ve adaletsizlik biçimlerini kapsar.

Ancak yirminci yüzyıla ve özellikle de Gandhi’nin Güney Afrika ve Hindistan’daki kampanyalarından önceki dönemlerde sosyal hareketler; şiddetsiz eylemi sosyal dönüşüm için bilinçli bir strateji olarak kullanmayı tartışmamışlardı.

Gandhi şiddetsizliğin hem eylemi yapan hem de eylemin yöneltildiği kişiler üzerinde özel bir gücü olduğuna inanmıştır. Toplumsal dayanışmanın; tahakküm kurma, toplumu sömürme veya baskılama çabalarının üstesinden gelebileceğini öngörmüştür. Yalnızca karşı çıkmak ve mücadele edileni her konuda suçlamak yeterli olmayacaktır aynı zamanda insanlar kendi sorumluluklarına ve kendi davranışlarına da bakmalıdırlar – özgürlük ve adalet yalnızca talep edilmez uygulamaya da konmalıdır ve bunlar hareketin kendisini yapılandırmasında temel olmalıdır.

Gandhi tarafından başlatılan kampanyaların bir çok katılımcısı, Gandi’nin ilkelerinden yalnızca bazılarını benimsemişlerdi. Örneğin Hindistan’ı İngiliz sömürgesinden kurtarmak adına şiddetsizliği kullanmış ancak yalnızca birkaçı Gandhi’nin mutlak şiddetsiz yaşam biçimini benimsemişti. Çoğu geleneksel politik lider de yapıcı programlara yalnızca sembolik önem vermişlerdir.

Bu şablon sıklıkla kendisini tekrar etmiştir; şiddetsiz eylem, katılımcıların çoğunun şiddetsizliği pratikte uygun strateji olarak kabul ettikleri geniş hareketlerce kullanıldığında etkili olmaktadır ve sadece küçük bir azınlık felsefi bir bağlılık da göstermektedir.

Şiddetsizliğin biçimi bağlama göre çeşitlilik gösterir. ‘Halk gücü’ terimi; 1986’da Filipinler’deki Marcos rejimi düşürüldüğünde ortaya çıkmıştır ve özellikle 2000 yılında Sırbistan’da Milosevic’in düşüşünden itibaren bazı gözlemciler; hile ile seçimleri kazanmaya çalışan, yozlaşmış ve otoriter rejimin üstesinden gelmek adına ‘eylem şablonu’ yani popüler şiddetsiz eylemden bahsetmişlerdir. Elbette Milosevic’in düşüşü ile başka yerlerdeki ‘halk gücü’ vakaları arasında benzerlikler var. Hatta Milosevic’e karşı oldukça yaratıcı şiddetsizlik kullanan bazı Sırplar şimdi diğer hareketlerin hazırlık antrenmanlarına da dahil oldular. Ancak hareketler, her durum için kendi koşullarına uygun ve işe yarar olan üzerine kendileri analiz yapmalıdır.

Çoğu kişi kökleşmiş ve acımasız rejimlere karşı şiddetsizliğin gücü konusunda şüphecidirler. Bu gibi durumlarda herhangi bir direniş de zor olacaktır ve şiddetsizlik kestirme bir çözüm sunamaz ancak silahlı mücadele için de durum bundan farklı değildir. Bazı idealist hareketler silahlı mücadeleye dönerek toplumdan uzaklaşmışlardır; ayakta kalmaları, haraç ve insan kaçakçılığına bağlı duruma gelmiştir. Kısacası silahlı gruplara dönüşmüşlerdir. Şiddetsizlik ise daha farklı çalışmayı hedefler. Hareketin işgal ettiği sosyal/toplumsal alanları genişleterek ve rejim hakkında söylenmemesi gerekenleri/söylenmesi engellenenleri dillendirerek hareketin temelinde bir değişim başlatabilir. 1970 ve 1980’lerde Latin Amerika’nın çeşitli bölgelerinde işkence, ‘kaybedilmeler’, ölüm taburları karşısında şiddetsiz eylem; korkuyu yenebilecek bir toplumsal dayanışmanın yeniden yapılandırılmasını amaçlamıştı.

Çünkü pasifistler örgütlü şiddete başvurmayı reddettiğinden yaratıcı enerjimizi şiddetsiz alternatifler geliştirmeye ayırmalıyız. Tarih boyunca pasifistler hem taktik aşamasında hem de örgütlenme aşamasında şiddetsiz eylem yöntemleri geliştirerek toplumsal hareketlerde önemli ve yaratıcı bir rol üstlenmişlerdir. Örneğin 1940’larda ırk ayrımına karşı ‘freedom rides’ (özgürlük sürüşleri) pasifist bir girişimdi. Bir başka örnek de 1950’lerde nükleer silahlara/silahlanmaya karşı İngilizlerin şiddetsiz doğrudan eylemleriydi. Bu grupların yaratıcı şiddetsizlik araçları kullanmaları büyük hareketlerin de çok daha yaygın şiddetsizlik kullanımına önayak olmuştur.

Sonraları şiddetsizlik antrenmanları tanıtımı başladı, ilk zamanlar bu çalışmalar kişileri şiddetsiz protestolarda karşılaşabilecekleri şiddete karşı hazırlayan antrenmanlardı. Akabinde şiddetsizlik antrenmanları, hareket örgütlenmesinin daha katılımcı biçimde yapılanmasında önemli bir rol oynadı. Gandhi ve Martin Luther King, kendi hareketlerinde o kadar yüce figürler haline geldiler ki bazıları başarılı şiddetsiz direnişin yalnızca ‘karizmatik’ liderliğe bağlı olduğu izlenimine kapıldılar.

Bize göre WRI içerisinde şiddetsiz eylem, sosyal bir güçlenme kaynağı olarak görülmelidir – tüm katılımcıların kapasitelerini insanüstü liderlere bağlı kalmadan güçlendirmedir. Bu sebeple bizler, daha katılımcı karar alma biçimlerini; kişileri ‘ilgi/destek grupları’na gruplandırmaya dayalı yapıları destekledik ve şiddetsizlik antrenmanlarına katılımcı değerlendirmelerini imkan tanıyan ve strateji geliştirmek için araçlar dahil ederek genişlettik.

Şiddetsiz stratejilerin belli güçlü yanlarının herhangi bir şiddet kullanımıyla zedelendiğini iddia ediyoruz. Bunlar hareketin içerisinde ki güçlü yanları da kapsamakta – katılımcılar arasında dayanışma ve güven oluşturma ve onları belirli durumlarda harekete geçebilecek hale getirmek adına kendi güç kaynakları ile ilişkilendirme. Bu güçlü yönler aynı zamanda eylemin yöneltildiği kişiler ile hareket arasındaki ilişkiyi de kapsamakta – kullandıkları şiddeti engelleme veya en azından şiddet baskılamasının politik olarak geri tepmesini sağlama ve baskılayıcı kurumun güç sütunlarını, çalışanlarını tehdit etmeden, çürüterek ve onları yararsız/ölü araçlar olarak görmektense başka olasılıklar yaratarak kuruma olan bağlılıklarını düşündürmek. Ve son olarak bu güçlü yanlar; dışarda kalanlar veya dahil olmayanlar arasındaki iletişimin kalitesini de kapsamakta (dışarda kalanlar henüz konuyla ilgili olmayanlar veya henüz aktif olmayanlar ve aynı zamanda muhtemel müttefiklerdir).

Gerçekçi Ol, İmkansızı İste

Gerçekçi Ol, İmkansızı İste

Howard Clark

2001 yılında, Howard Clark Uluslararası Savaş Karşıtları için, sosyal mobilizasyonun ölçeğini genişletmenin içe dönükçe sel tehlikeleri üzerine bu makaleyi kaleme aldı.  üzerinde durarak ve sosyal hareketliliğin derecesini genişleterek bu metni yazdı. Bir çoğumuz içinun genel eğilimi güçlenmek için yetkilendirme konusunda militanlık yapma yanılgısıydı.  Fakat, bu tür bir militanlığın bir bedeli vardır. Mesela onların kendi masrafları olması gibi.           

Bir güçlendiğinizi hissettiğiniz deneyimine dönüp bakın, bu hissin geçmişte kalmış bir his olup olmadığını merak ediyorum. Ardından, sizin ya da sizin grubunuzun farklılık yaratmak için ya da en azından farklılık yaratmış olma hissi için bir şekilde güç topladığı zamanlara dönün. Kalıcı bir değişim yapmış olsanız bile his geçicidir. Zamanla yok olmuştur. Güçlenme duyumu sürekli olarak tazelenmeye ihtiyaç duyar.

Güçlenmenin biçimleri – aktivite biçimleri, tutumları ve tarzları — bulaşma yoluyla yayılır. Ama bir süre sonra ilerlemeyi, kıstasları aşmayı – ek bir öğe, yenilik ve daha iyi sonuçları aramaya başlarız. Bu yüzden ilk başta güçlendiren sokak eylemlerinde yer aldığımızda kısa süre sonra yeni bir şeye ihtiyaç duyarız – daha çok insan, daha kalabalık gruplar, daha çok etki. Fakat toplumsal mobilizasyon ölçeği, genişlemede zorlanmaya başladığı zaman birçoğumuzun genel eğilimi saldırganlık konusunda güçlenmek gerektiği yanılmasıdır. Bu yüzden insanlar eylemi tırmandırarak, örneğin aksatma veya basında yer alma konusunda benzer sonuçları almayı umarlar. Fakat bu tarz saldırganlığın da bir bedeli vardır. Sıklıkla, aktivist deneyimlerinin toplumsal açıdan marjinalleşmesine neden olur büyük ihtimalle de eylemlerin toplumsal tabanını daraltır. Yani, bu baş aşağı yönde ilerleyen bir güçsüzleşme sarmalına girmeye neden olur ve tartışılmaya devam eden değişimin nasıl gerçekleşeceği sorusunu veya sosyal gücün nasıl yapılandığının sorgulanmasının azalmasına yol açar.

Bu makalede, stratejik çalışma ihtiyacına özellikle de belli sosyal kuvvetler karşısında güç ve amaçlarımıza ulaşmak için gücün kullanımı bağlamına bakmak istiyorum.

Peace News’in şiddetsizlik ve sosyal güçlenme üzerine önceki tartışmasını kısaca özetleyerek başlayayım. Şiddetsiz sosyal güçlenme, “üzerinde güç” formunu (baskılama) kurmaya çalışmaz, bunun yerine insanların “var olmak için gücünü” ve “yapmak için gücünü” arttırmayı amaçlar. Sosyal gücün tabandan yeniden yapılanmasına dair bir süreç tahayyül eder – veya bunu tanımlayabilecek daha iyi bir kelime praksis olabilir. Üç seviyede işler: içkin güç  (amaçlı ve dengeli olduğumuzu hissettiğimiz zaman hepimizin sahip olduğu kişisel güç), birlikte güç (başkalarıyla bağlantıda ve işbirliği içinde olduğumuz zamanki güç ), ilişkili güç (amaçlarımıza ulaşmak, değerlerimizi savunmak, ölüm ve yıkıma neden olan kuvvetleri durdurmak için olan güç). Genellikle, bizim mücadelelerimizde en az gelişmiş olan seviye, üçüncü seviyedir.

 

İçin Güç

 

Bir hareket, belirli bir zaman çerçevesi içinde neleri elde edebileceğine dair bazı öngörülere ihtiyaç duyar – belki içgüdüsel, belki analitik ama en çok da aşikâr olan –  Tabi ki bunun üzerine tekrar değerlendirme yapılmalıdır. Bazen bir hareket için başarı kazanmak sürpriz olur ve bu sürpriz, baştaki taleplerinin büyültülmesine yardım eder – buna örnek olarak Avrupa’daki genetiği değiştirilmiş gıda üretimine karşı büyüyen kampanyaları verebiliriz – Doğrudan eylemle özellikle, en çok yaşanan kafa karışıklığı sembolik güç ve benimsenmiş gaye arasında yaşanır. Buna iyi bir örnek, önceden “ özgürleştirici mekanlar” dediğimiz (şu an terminolojide “mekanları yeniden kazanma olarak geçiyor) alanlar/topraklar kendi içinde önemli mi ya da eylemin yaptığı ( kontörlü almanın) beyan mı önemli? Pratik olan mı yoksa ilkeler mi? Bu durum ayrıca, ‘çevre savunmaları’ ve ‘doğrudan silahsızlanma’ seviyelerinde de yaşanmaktadır.

1968’lerde teknoloji karşıtı başkaldırılardaki slogan “Gerçekçi ol, İmkansızı İste”, zamanın işletmecilik yanlısı duruşuna karşı bir şiardı. Bunu yazarken,  Washington DC’deki “anti-kapitalist” gösterileri haber yaparken BBC’nin kullandığı ağırbaşlı tonu duymak içimi ısıtıyor. Bu bir şiar ama yine de değişim için yapılan bir strateji değil.

Seattle ve Washington gösterileriyle birlikte, toplumdaki bir fikrin koalisyonunun kuvvetini temsil eden cesaretlendirici mobilizasyonlar gördük. Bu kuvvetten şimdi kim faydalanacak? Mobilize olmuş bu enerjinin somut biçimler alması için kim kanallar önerecek? Yerel seviyede, muhtemelen dayanışma projeleri ve işlerini yapan adil ticaret dükkanları olacaktır ama bunların ötesinde ne olacak? Tümüyle reformcu bakış açısına sahip lobi gruplarının sayısından daha başka bir şey var mı? (Sadece soruyorum, cevabı ben de bilmiyorum.) Önemli sonuçlar ise öyle görünüyor ki daha az vizyon olan talepler oluşturmak. Ama buradaki nokta takip edilen vizyonu bırakmak değil bunun yerine sınırlı adımlar bulmak; kapasitemizi, “içkin gücü” ve “birlikte gücü” zenginleştirebilecek olası aktivite formları bulmaktır. Ancak gücümüze uygun olan pratik ve elde edilebilir amaçlara bakmaya ihtiyacımız da vardır ki bunlar sonuç olarak vizyonumuzu gerçekleştirmemiz yolundaki adımlar olacaktır: “ imkansızı elde etmek biraz uzun sürer.” Neyin mümkün olduğunu tekrar tanımlama, ilerlemek için her safhaya bir temel oluşturan bir strateji gerektirir.

 

Karşı-Güç        

 

Hareketin sağlam olmasını sağlamak tek başına yeterli değildir. Bunun yanı sıra mücadele ettiğimiz güç yapılarının zayıflıklarını ve güçlü yanlarını birinin analiz etmesi gerekir; üzerinde çalışılan sorunun özellikle hassas olan dayanak (kaldıraç gücü) noktalarına bakmak gerekir. Genel olarak şiddetsiz bir tavır, mücadelenin ulaşmak istediği sonuçlara karşıtı da dahil etme yollarını araştırır, karşıtın meşru olan kaygılarını anlamaya çalışır. Yine de, değişmez menfaatler mücadeleye dahil edilmelidir ve bir noktada bunlar yenilmelidir.

Sosyal mücadele için güçlenme bu yüzden bir tür yarış için hazırlık içerir. Bu hazırlıklar, enerjimizi nereye odaklamamız gerektiğinin taktiksel hesaplamalarını içerir; erişilebilir olan tüm yöntemlerin tam listesinin ve mobilize edilebilen farklı destek gruplarının farkında olmak gerekir. Ne yazık ki birçok hareket farklı yöntemleri denemek yerine aşina oldukları yöntemlere bağlı kalarak ve aşina oldukları destek gruplarını harekete geçirerek kendilerini tekrar etme eğilimindedir.

Karşıtlarımızı bölmeyi sağlarken birlikteliğimizi arttırabilecek yollar var mıdır?  Nestle bebek sütü tüketici boykotu bununla ilgili bir yol buldu. Nestle, Üçüncü Dünya Ülkeri annelerini, süt tozunun anne sütünden daha iyi olduğu konusunda kandıran tek üretici değil. Tüm bunlara daha yakından bakılacak olursa ortak bir cephe sunduklarına emin olduklarını söylerler ve tabii ki süt tozunun daha iyi olduğunu kanıtlayan raporlara para da öderler. En büyük şirketlerden birinin saldırı altında olması nedeniyle diğer şirketler, Nestle’den daha iyi olduklarını kanıtlayabilmek için pratiklerini değiştirmeye başladılar. Sonunda Nestle kendisini yeni bir pratik koduyla tanıttı.

Sınırlı eylemlerin karşıta engel olabildiği veya kontrol altına alabildiği yerlerde zayıf noktalar var mıdır? Peace Brigades International, birkaç uluslararası gönüllünün varlığının bazı zamanlarda diktatörlerin ve ölüm timlerinin insan hakları aktivistlerini tehdit etmelerini duraklattığını buldu. Ayrıca, bunun her zaman işlemeyeceğini ve bazı zamanlarda da uluslararası bir varlığın istenmeyen bir şekilde dikkati çekebileceği ve ters etki yaratabileceğini de buldular. (Bununla ilgili detaylı bir inceleme için bakınız: Unarmed Bodyguard (Silahsız Korumalar), yazarlar Liam Mahoney ve Enrique Eguren, Kumarian Yayıncılık, 1997)

Bir çok hareket, mücadele için sembolik mekanlara odaklanır – özellikle rejimin ya da bir şirketin bir şeyler yapmayı planladığı mekanlara (yol yapımı, askeri teçhizat bölgesi vb.). Bu sembolik seviyede şunu sorabiliriz: eve daha yakın olan harekete geçirici, ilham veren ve daha geniş bir insan kitlesiyle bağlantı kurmaya imkan tanıyan semboller var mı?

 

Çekişmeden Daha Fazlası

 

Yönetenlerin basitçe kazanamadığı yerlerde de ayrıca gerçekleştirilen bazı eylemler vardır. Eğer yönetenler bu eylemi baskılarsa bu durum, duyarlı bir sempati ortaya çıkarır; eğer eylemin devam etmesine izin verirlerse hareketin tabana yayılmasını imkan vermiş olurlar. Karşıtlarımıza yöneltebileceğimiz ikilemler nelerdir?

Karşıtlarımızın ödün vermeyi dert etmeyeceği, istediğimiz bir şey var mı? Karşıtlarımıza sunabileceğimiz, taviz vermelerini kolaylaştıracak önerilerimiz var mı? Londra’daki bazı ev işgalcilerine, sahiplerinin yıkımdan kurtarılmış evlerini işgalcinin idare etmesi önerisi hareket içinde o zamanlarda (yaklaşık otuz yıl önce) tartışmalı bir konuydu, fakat bu öneri hem ev işgalcileri için hem de yerel meclis için kazan-kazanç içeren bir çözüm sunmuştu.

Şiddetsiz eylemin akademik öncüsü Gene Sharp, şiddetsiz hareketle karşılaştığında br güç yapısının değişime uğradığı dört “mekanizma” önerisi getirdi:  dönüşüm – hareketin taleplerini kabul etme; baskı – bu sayede kabul eder; uzlaştırma – taleplerin bir kısmını kabul eder;  ve çözülme/dağılma. Birçoğumuz muhtemelen “uzlaştırma mekanizmasını” deneyimlemiştir ve bununla ilgili problem sonrasında her zaman başından beri istediğimizi yapabilmek için sürekli baskılamaya çalışmak oluyor. Bir çoğumuz bir güç yapısını baskılama- kendilerini çözümün bir parçası hissetmeyen kişiler- taraşından geri tepmiştir. Ve bazı durumlarda rejimlerin dağıldığını gören gruplar boşluğa katılma konusunda korkmak için gerçekçi sebeplere sahiptir.

Burada belirtilen şudur ki şiddetsiz mücadele bir rekabetten daha fazlasıdır; “karşı güç” burada bahsedilen üçüncü seviyenin sadece bir parçasıdır ki bu da birlikte güçtür.

Pratik sorunlar üzerine çalışan her şiddetsiz hareket içinde daha derin bir gündem vardır. Bu gündemde, insanların kendi hayatlarını şekillendirebilecekleri güce sahip oldukları toplumlar yaratmak ve toplumsal birliktelik duygusunu güçlendirmek de vardır.  Şiddetsiz toplumsal güçlenme bu yüzden sadece bir süreç/praksis değildir, aynı zamanda bir amaçtır – erişilmeyen ve girilmesi imkansız hiyerarşileri, insan merkezci ve şeffaf yapılarla yer değiştirmek amacıdır bu.

Orijinal yayınlama: The Broken Rifle (War Resisters’ International) (Kırık Tüfek, Uluslararası Savaş Karşıtları), Şubat 2001, Sayı: 47

Şiddetsizlik ve İktidar

Şiddetsizlik ve İktidar

Andreas Speck

Devlet bir toplumsal ilişki, insanların birbirleriyle ilişki kurmasının belli bir biçimidir. Yeni toplumsal ilişkiler kurarak, yani insanların birbirleriyle başka türlü ilişkiler kurmasıyla, yok edilebilir. – Gustav Landauer

Şiddetsiz hareketler ya da kampanyalar toplumu dönüştürmeyi – hatta belki de devrimi teşvik etmeyi – amaçlar. Bunu yaparken de değişime engel olmak isteyen mevcut iktidar yapılarıyla karşı karşıya geleceklerdir. Bu nedenle her türlü toplumsal değişim hareketi açısından iktidarın – farklı iktidar biçimlerinin – anlaşılması kritik öneme sahiptir.

Pek çok insanın iktidara dair bazı varsayımları var. Birkaçını sayacak olursak; iktidar devletin elindedir (demokratik seçimle gelmiş olsun ya da olmasın), çokuluslu şirketlerin elindedir, medyanın elindedir, uluslar arası kurumların elindedir. Tüm bu görüşler bir yere kadar doğru ama bunların iktidarları nasıl tatbik ediliyor? Bu iktidar kaynağını nerden alıyor?

Bu makalenin amacı iktidarın şiddetsiz bir kavrayışını, şiddetsizliğin karşı çıktığı iktidar biçimlerini ve öte yandan da şiddetsizliğin kurup beslemek istediği iktidar biçimlerini incelemek. Çünkü toplumsal değişimi – devrimci dönüşümü – gerçekleştirmek için iktidara ihtiyaç var. Ve karşı olduğumuz iktidar türleriyle arzuladığımız iktidar türlerini net bir biçimde kavramamız tahakküm yapılarına dayalı iktidarları devirdikten sonra bu tahakküm yapılarını yeniden tesis etmemize neden olan “iktidar tuzağı”ndan kaçınmamıza yardımcı olabilir.

Şiddetsiz bir iktidar kuramı

İktidardan bahsettiğimizde genelde (bir şeyin, birinin) üzerinde iktidar kurmayı kast ederiz: hükümet ya da şirketlerin (ya da ataerki veya heteronormatizm gibi başka iktidar yapılarının) bize uygun olduğunu düşündükleri şeyleri dayatma iktidarı.

Ancak iktidar kurmak iktidarın biçimlerinden yalnızca biridir. Pek çok başka iktidar biçimi de mümkün; örneğin birlikte iktidar, bağlantılı iktidar ve içsel iktidar.

İçsel iktidar

İçsel iktidar bireyin kendine saygı duyması ve kendini bilmesiyle alakalıdır; bu hayal kurma ve ümit etme kapasitesidir. İçsel iktidar bir yandan kendi bağımlılık ve baskı altında olma durumumuzu kavrayıp bundan kurtulma isteğiyken öte yandan da herkesin kendi hayat akışını belirleme ve değiştirme imkânını kabul etmektir. Her türlü muktedirleşme sürecinde içsel iktidarı geliştirmek esastır.

Birlikte iktidar

Birlikte iktidar farklı insanlar arasında ortak bir zeminde kurulan ve kolektif gücü inşa eden iktidardır. Belli bir durumdan etkilenen tek kişinin siz olmadığınız ve başkalarının da benzer tecrübeleri olduğuna dair bir farkındalık gelişir. Bu da kişiyi, insanların kaderlerinden tek başlarına sorumlu olmadığını, daha ziyade genelde yapısal ya da politik bir modelin hatalı olduğunu kavramaya götürür. Bu kavrayış ve grup içerisinde ortaklaşma, kişinin özsaygısını güçlendirir. Herkes içinde bulunduğu durumla baş edecek yolları kendi başına bulmak zorunda değildir – değişim için bir arada mücadele etmek de mümkün. Grubun varlığı, bilgi ve becerileri birbirini destekleyecek şekilde bir araya getirmeyi sağlar.

Birlikte iktidar sayıların iktidarına, başkalarıyla bir araya gelerek örgütler, ağlar ve koalisyonlar kurarak inşa ettiğimiz kolektif iktidara ilişkin bir iktidar biçimidir.

Bağlantılı iktidar

Bağlantılı iktidar amaçlarımıza ve hâkim iktidar ilişkilerine işaret eder. Bu belli amaçlara ulaşma gücüdür ve değişim için ortak eylem olasılıklarını geliştirir. Mesele şu: gruplar ve koalisyonlar halinde kemikleşmiş kurumsal ve politik iktidarlara karşı çalışırken elimizde nasıl bir kaldıraç var?
Her türlü şiddetsiz hareketin, iktidardan bahsettiğimizde genelde anlaşılan “iktidar kurma”ya meydan okumak için bu tür iktidarlar geliştiren muktedirleşme süreçlerini harekete geçirmesi gerek.

İktidar kurmaya meydan okumak

Pek çok şiddetsiz hareket tarafından anlaşıldığı haliyle iktidar kurma – ya da sadece iktidar – durağan bir şey değildir. Bir hükümet, askeri diktatörlük bile olsa, sadece hükümet olduğu için iktidar sahibi değildir. İktidar mevkilerindeki kişiler kendi başlarına diğer insanlardan daha fazla iktidar sahibi değildir. Durum böyleyken, Gene Sharp’ın da işaret ettiği gibi, hükmetme gücü kaynağını dışarıdan alıyor olmalı.

İktidar kaynakları

Politik elitler yaradılıştan iktidar sahibi değillerse, bu iktidarın dışsal bir kaynaktan geliyor olması gerekir. Bu dışsal kaynaklar arasında otorite (elitlerin hükmetme hakkının insanlar tarafından kabulü), insan kaynakları (bilgi ve becerileriyle elitin destekçileri), soyut faktörler (psikolojik hususlar ve ideolojik şartlanma gibi), maddi kaynaklar ve iktidar sahiplerinin tasarrufundaki yaptırımlar sayılabilir. Bu iktidar kaynakları insanların itaatine ve işbirliğine bağlıdır. Emir ve itaat arasındaki ilişki birbirini etkileyen bir ilişkidir ve “iktidar kurma” ancak yönetilenlerin aktif ya da pasif rızasıyla uygulanabilir.

İnsanların sadece yaptırımlardan – para ya da hapis cezası gibi yasal yaptırımlardan, şiddet ya da ölüm tehdidinden – korktukları için itaat ettiklerini söylemek meseleyi hafife almak olur. Aşırı şiddete başvuran diktatörlüklerde hal böyle olsa da bundan daha mühim başka rıza gösterme nedenleri de vardır. Örneğin alışkanlık (ya da gelenek) önemli bir nedendir – itaat etmeye alışmışız ve bu duruma meydan okunmadıkça aksini yapmak için bir neden görmüyoruz.

Üçüncü bir neden de “ahlaki yükümlülük” olabilir: toplum içerisindeki toplumsal ya da dinsel değerlerden ötürü ahlaken (yasal olarak olmasa da) toplumsal kabul görmüş normlar ve yollardan sapmamak için itaat etme mecburiyeti hissederiz. Bu aynı zamanda “gizli-iktidar”la da bağlantılıdır (aşağıya bakınız).

İktidarla işbirliği yapmak çıkarımıza olabilir. Bundan kazançlı çıkabiliriz –prestij bakımından, parasal bakımdan ya da kendi adımıza da biraz daha fazla iktidar sahibi olarak. İktidardakilerle özdeşlik bile kurabiliriz ya da bu meseleyi önemsiz sayıp geçebiliriz.

Bir de özgüvenimizi yitirip kendimizi iktidarsız hissettiğimiz olur (içsel iktidar eksikliği durumu).

Elbette itaatsizlik her zaman o kadar kolay değildir. Bize genelde çok az seçenek sunan bir ilişkiler (iktidar) ve yapılar ağının içinde yaşarız. Temel ihtiyaçlarımızı karşılamak için para kazanmamız gerekirken kapitalizme nasıl itaatsizlik edebiliriz ki? Mutlak bir itaatsizlik her zaman mümkün olmasa da genelde iktidarın taleplerine rıza göstermenin belli dereceleri vardır ve bunlar direniş geliştirmek üzere kullanılabilir.

Toplumsal değişimi –sırf bir hükümeti bir diğeriyle değiştirmek için değil –  hedefleyen bir toplumsal hareketin, iktidar ilişkilerine meydan okuyup toplumsal bir hareket olarak farklı iktidar biçimleri inşa etmesi için bu iktidara rıza gösterme nedenlerine bir cevap bulması gerekir.

Görünür, görünmez ve gizli iktidar
İktidar kurma mefhumuna, bir şekilde iktidar kaynaklarıyla ilişkili, farklı bir perspektiften de bakmak faydalı olabilir. Bunlara iktidarın “boyutları” ya da “kademeleri” diyebiliriz.

Görünür iktidar

İktidar kurma son derece görünür bir şey olabilir. İktidar kurma ilişkilerini tesis eden resmi kurallar (anayasa, yasalar) böyledir ancak insanların haklarına sahip çıkmalarını önlemek için tasarlanmış gerek yasal yaptırımlar gerekse de keyfi gözaltı ya da işkence tehditleri de görünür iktidarın tezahürleridir.

Gizli iktidar

İktidar kurma, iktidarı ifşa edecek açık seçik, gözle görünür kararlar olmaması bağlamında gizli de olabilir. Buna örnek olarak gündem belirleme verilebilir: karar alma süreçlerinin gerçekleştiği ortamda bir toplum için tartışmaya değer bulunan meseleler nelerdir? Buna kim karar verir? Bu, (gündem belirlemede önemli bir rol oynayan) medyayı kontrol ederek yapılabileceği gibi belli meseleler konuşulurken tartışmaya kimlerin katılacağını belirleyerek ve nihayetinde resmi kararlar alınırken de yapılabilir. Karar almanın kendisi demokratik gibi görünse de belli meseleleri gündem dışı tutarak ya da bunlardan en çok etkilenenleri karar alma sürecine katılmaktan alıkoyarak da iktidar kurulabilir.

Görünmez iktidar

İktidar kurma tamamen görünmez de olabilir. Bundan en çok etkilenenlerin zihninden bile saklanabilir. Bireylerin bu dünya üzerindeki yerlerine dair düşüncelerini etkileyen bu iktidar kurma boyutu insanların inançlarına, benlik algılarına ve kendilerinin üstün ya da bayağı oldukları kabulüne yön vermeye yarar.

Pek çok bakımdan görünmez iktidar, Johan Galtung’un ‘kültürel şiddet’ dediği ve hem doğrudan hem de yapısal şiddetin ya da iktidar kurmanın varlığının meşrulaştırılmasına hizmet eden şeyle yakından ilişkilidir. VeneKlasen ve Miller’ın söylediği gibi: ‘Toplumsallaşma, kültür ve ideoloji neyin normal, makul ve güvenli olduğunu tanımlayarak dışlama ve adaletsizliği idame eder.’ Bu da Sharp’ın uyulması beklenen “ahlaki yükümlülük” dediği şeyi besler.

Henüz meydan okunmadığı ve dolayısıyla yaygın kabul gördüğü toplumlarda ataerkinin görünmez bir iktidar biçimi olduğu söylenebilir.

Toplumsal muktedirleşme – arzuladığımız iktidar biçimini büyütmek
İnsanların kendi kudretlerinden vazgeçmelerinin en yaygın yolu böyle bir kudretleri olmadığını düşünmeleridir. – Alice Walker

Hükümete dâhil olmak isteyebilecek siyasal partilerden ayrı olan toplumsal değişim hareketleri olarak biz iktidar kurmakla değil aksine onu sınırlandırmakla ilgileniyoruz. Her şeyden önce, muktedirleşme sayesinde her birimizin içindeki içsel iktidarı geliştirmeliyiz ki bu da birlikte iktidar ve bağlantılı iktidarı geliştirmenin önkoşuludur.

Bu üç iktidar türü birbirini etkileyip güçlendirir. Belli amaçlara ulaşma arzusu (bağlantılı iktidar) eyleme geçme gücünü ve diğerlerine katılmayı (birlikte iktidar) teşvik edebilir. Grup bireye iktidar katar (içsel iktidar) – ve tam tersi.

Bu tür iktidarları geliştirmek için çalışmalarımızın muktedirleşme sürecini kolaylaştırdığından emin olmalıyız. Muktedirleşme süreçleri genelde bir kriz deneyimiyle, insanın kendi hayatının sorumluluğunu alması gerektiğini fark etmesine ve değişim arzusuna yol açabilecek bir kişisel durum değişimiyle başlar. Benzer koşullardaki ya da benzer ilgilere sahip insanlarla bir araya geldiğinde insanlar yalnız olmadıklarını fark eder ve başkalarıyla birlikte hareket ettiklerinde kendilerine olan güvenleri artar. Tecrübe edindikçe sorunlarının yapısal nedenlerini daha iyi anlamakla kalmaz kişisel hayatlarında ve grup içerisinde kendilerine ayrılmış konumu da sorgulamaya başlarlar.

En nihayetinde kişi Wolfgang Stark’ın Arthur Rimbaud’nun bir şiirinden ödünç alarak ‘ateşli sabır’ adını verdiği hale gelir: “Ve şafakla beraber, ateşli bir sabrı kuşanmış olarak gireceğiz görkemli kentlere”. Bu aşama kişinin (başka şeylerin yanı sıra) değişim yapabilme kapasitesini keşfetmesi ve bunu yapmak için yanıp tutuşmasıyla ancak bir yandan da muktedirleşme süreçleri ve genel bir toplumsal değişim için gereken zamanı ve başkalarının muktedirleşme süreçlerini kolaylaştırıp beslemek için gereken sabır kavramakla nitelenir.

Bu aşamalar lineer bir çizgide okunmamalı, daha ziyade iç içe geçmiş ve paralel olarak gerçekleşen aşamalar olarak görülmeli.

Grup kültürü
Muktedirleşmeyi kolaylaştıran bir grup kültürünün temel özellikleri yeni beceriler kazanabilme olasılığı, toplumsal ilişkilerin teşviki, görev ve karar almanın paylaşımı (yani konsensus) ve açık bir liderlerlik yapısıdır. Gruplarımız ve örgütlerimiz aynı zamanda muktedirleşme örgütleri – üyeleri ya da aktivistler arasında muktedirleşme süreçlerini besleyen örgütler – ve kampanya hedeflerine ulaşmak için bağlantılı iktidarın gücünü kullanmaya odaklı muktedirleşmiş örgütler olmalıdır.

İlave okumalar için:

İktidarın farklı biçimleri üzerine daha fazlası için bakınız; Lisa VeneKlasen with Valerie Miller, ‘A New Weave of Power, People & Politics. The Action Guide for Advocacy and Citizen Participation’, Practical Action Publishing, 2002
Muktedirleşme üzerine daha fazlası için bakınız; Julia Kraft ve Andreas Speck, ‘Nonviolence and Social Empowerment’, 2001, http://www.wri-irg.org/archive/nvse2001/nvse/nvse-2-en.htm, ve Wolfgang Stark: ‘Empowerment – neue Handlungskompetenzen in der psychosozialen’ Praxis. Freiburg, 1996.
Gene Sharp: ‘The Politics of Nonviolent Action, Part One: Power & Struggle’, Porter Sargent Publishers, Boston, 1973