Howard Clark

 

2007 yılında ,War Resisters’ International (Uluslararası Savaş Karşıtları) için yazılan bu yazıda, Howard Clark pasifistlerin neden örgütlü şiddete şiddetsiz alternatifler geliştirmesi gerektiğini anlatıyor. Şiddetsizlik kestirme bir çözüm vadetmez, hareket halinde olan temel değişim süreçlerini başlatabilir.

Ülkenizin tarihine bakacak olursanız şiddetsiz eylem vakaları ile karşılaşırsınız -gösteriler, grevler, boykotlar veya işbirliksizliğin diğer popüler formları gibi. Sebepler çeşitlilik gösterecektir – işçilerin ve çiftçilerin hakları, köleler için özgürlük, kadınların ve mülk sahibi olmayanların oy kullanma hakkı, ırk eşitliği, toplumsal cinsiyet eşitliği, işgal altında yaşamama hakkı – kısacası pek çok tahakküm ve adaletsizlik biçimlerini kapsar.

Ancak yirminci yüzyıla ve özellikle de Gandhi’nin Güney Afrika ve Hindistan’daki kampanyalarından önceki dönemlerde sosyal hareketler; şiddetsiz eylemi sosyal dönüşüm için bilinçli bir strateji olarak kullanmayı tartışmamışlardı.

Gandhi şiddetsizliğin hem eylemi yapan hem de eylemin yöneltildiği kişiler üzerinde özel bir gücü olduğuna inanmıştır. Toplumsal dayanışmanın; tahakküm kurma, toplumu sömürme veya baskılama çabalarının üstesinden gelebileceğini öngörmüştür. Yalnızca karşı çıkmak ve mücadele edileni her konuda suçlamak yeterli olmayacaktır aynı zamanda insanlar kendi sorumluluklarına ve kendi davranışlarına da bakmalıdırlar – özgürlük ve adalet yalnızca talep edilmez uygulamaya da konmalıdır ve bunlar hareketin kendisini yapılandırmasında temel olmalıdır.

Gandhi tarafından başlatılan kampanyaların bir çok katılımcısı, Gandi’nin ilkelerinden yalnızca bazılarını benimsemişlerdi. Örneğin Hindistan’ı İngiliz sömürgesinden kurtarmak adına şiddetsizliği kullanmış ancak yalnızca birkaçı Gandhi’nin mutlak şiddetsiz yaşam biçimini benimsemişti. Çoğu geleneksel politik lider de yapıcı programlara yalnızca sembolik önem vermişlerdir.

Bu şablon sıklıkla kendisini tekrar etmiştir; şiddetsiz eylem, katılımcıların çoğunun şiddetsizliği pratikte uygun strateji olarak kabul ettikleri geniş hareketlerce kullanıldığında etkili olmaktadır ve sadece küçük bir azınlık felsefi bir bağlılık da göstermektedir.

Şiddetsizliğin biçimi bağlama göre çeşitlilik gösterir. ‘Halk gücü’ terimi; 1986’da Filipinler’deki Marcos rejimi düşürüldüğünde ortaya çıkmıştır ve özellikle 2000 yılında Sırbistan’da Milosevic’in düşüşünden itibaren bazı gözlemciler; hile ile seçimleri kazanmaya çalışan, yozlaşmış ve otoriter rejimin üstesinden gelmek adına ‘eylem şablonu’ yani popüler şiddetsiz eylemden bahsetmişlerdir. Elbette Milosevic’in düşüşü ile başka yerlerdeki ‘halk gücü’ vakaları arasında benzerlikler var. Hatta Milosevic’e karşı oldukça yaratıcı şiddetsizlik kullanan bazı Sırplar şimdi diğer hareketlerin hazırlık antrenmanlarına da dahil oldular. Ancak hareketler, her durum için kendi koşullarına uygun ve işe yarar olan üzerine kendileri analiz yapmalıdır.

Çoğu kişi kökleşmiş ve acımasız rejimlere karşı şiddetsizliğin gücü konusunda şüphecidirler. Bu gibi durumlarda herhangi bir direniş de zor olacaktır ve şiddetsizlik kestirme bir çözüm sunamaz ancak silahlı mücadele için de durum bundan farklı değildir. Bazı idealist hareketler silahlı mücadeleye dönerek toplumdan uzaklaşmışlardır; ayakta kalmaları, haraç ve insan kaçakçılığına bağlı duruma gelmiştir. Kısacası silahlı gruplara dönüşmüşlerdir. Şiddetsizlik ise daha farklı çalışmayı hedefler. Hareketin işgal ettiği sosyal/toplumsal alanları genişleterek ve rejim hakkında söylenmemesi gerekenleri/söylenmesi engellenenleri dillendirerek hareketin temelinde bir değişim başlatabilir. 1970 ve 1980’lerde Latin Amerika’nın çeşitli bölgelerinde işkence, ‘kaybedilmeler’, ölüm taburları karşısında şiddetsiz eylem; korkuyu yenebilecek bir toplumsal dayanışmanın yeniden yapılandırılmasını amaçlamıştı.

Çünkü pasifistler örgütlü şiddete başvurmayı reddettiğinden yaratıcı enerjimizi şiddetsiz alternatifler geliştirmeye ayırmalıyız. Tarih boyunca pasifistler hem taktik aşamasında hem de örgütlenme aşamasında şiddetsiz eylem yöntemleri geliştirerek toplumsal hareketlerde önemli ve yaratıcı bir rol üstlenmişlerdir. Örneğin 1940’larda ırk ayrımına karşı ‘freedom rides’ (özgürlük sürüşleri) pasifist bir girişimdi. Bir başka örnek de 1950’lerde nükleer silahlara/silahlanmaya karşı İngilizlerin şiddetsiz doğrudan eylemleriydi. Bu grupların yaratıcı şiddetsizlik araçları kullanmaları büyük hareketlerin de çok daha yaygın şiddetsizlik kullanımına önayak olmuştur.

Sonraları şiddetsizlik antrenmanları tanıtımı başladı, ilk zamanlar bu çalışmalar kişileri şiddetsiz protestolarda karşılaşabilecekleri şiddete karşı hazırlayan antrenmanlardı. Akabinde şiddetsizlik antrenmanları, hareket örgütlenmesinin daha katılımcı biçimde yapılanmasında önemli bir rol oynadı. Gandhi ve Martin Luther King, kendi hareketlerinde o kadar yüce figürler haline geldiler ki bazıları başarılı şiddetsiz direnişin yalnızca ‘karizmatik’ liderliğe bağlı olduğu izlenimine kapıldılar.

Bize göre WRI içerisinde şiddetsiz eylem, sosyal bir güçlenme kaynağı olarak görülmelidir – tüm katılımcıların kapasitelerini insanüstü liderlere bağlı kalmadan güçlendirmedir. Bu sebeple bizler, daha katılımcı karar alma biçimlerini; kişileri ‘ilgi/destek grupları’na gruplandırmaya dayalı yapıları destekledik ve şiddetsizlik antrenmanlarına katılımcı değerlendirmelerini imkan tanıyan ve strateji geliştirmek için araçlar dahil ederek genişlettik.

Şiddetsiz stratejilerin belli güçlü yanlarının herhangi bir şiddet kullanımıyla zedelendiğini iddia ediyoruz. Bunlar hareketin içerisinde ki güçlü yanları da kapsamakta – katılımcılar arasında dayanışma ve güven oluşturma ve onları belirli durumlarda harekete geçebilecek hale getirmek adına kendi güç kaynakları ile ilişkilendirme. Bu güçlü yönler aynı zamanda eylemin yöneltildiği kişiler ile hareket arasındaki ilişkiyi de kapsamakta – kullandıkları şiddeti engelleme veya en azından şiddet baskılamasının politik olarak geri tepmesini sağlama ve baskılayıcı kurumun güç sütunlarını, çalışanlarını tehdit etmeden, çürüterek ve onları yararsız/ölü araçlar olarak görmektense başka olasılıklar yaratarak kuruma olan bağlılıklarını düşündürmek. Ve son olarak bu güçlü yanlar; dışarda kalanlar veya dahil olmayanlar arasındaki iletişimin kalitesini de kapsamakta (dışarda kalanlar henüz konuyla ilgili olmayanlar veya henüz aktif olmayanlar ve aynı zamanda muhtemel müttefiklerdir).

Share This