KAVRAMLAR

Şiddetsizlik

Şiddetsizlik, sadece şiddetin yokluğu ile tanımlanmaz. Bu gün şiddet içermediği halde bir çok eylemi şiddetsiz olarak değerlendirebilmek mümkün değildir.

Şiddetsizliğin en temel ayırt edici özelliği, ahlaki bir duruş noktasına, olumlu bir güce işaret etmesidir. Şiddetsiz eylemci değerleri, araçları, idealleri ile bir bütün olarak karşıtından farklılığını ortaya koyar; ahlaken üstünlüğünde ısrar eder ve hem karşıtını hem de üçüncü tarafları kendi duruş noktasına davet eder; şiddetsizliği dönüştürücü bir yöntem olarak uygular.

Şiddetsiz eylem, mevcut toplumsal koşulların korunmasına hizmet eden soyut barış çağrısından farklı olarak, mevcut koşulların, değerlerin ve insanların dönüşümünü hedefler. Bu dönüşümün nihai hedefi, sınıfsız, iktidarsız ve şiddetsiz bir toplumun, barış ve adalete dayalı bir toplumsal durumun oluşturulmasıdır. Bu bakımdan şiddetsizlik, basit bir araç/yöntem değil, ütopyanın hedef ve değerlerini bugünden inşa etme çabası, bir yaşam biçimidir. Yani mevcut sistemin saldırılarına, aynı biçimde yanıt vermek, dolayısıyla sistem tarafından belirlenmek yerine, kendi yapıcı alternatifini güçlendirme çabasıdır. Bu amaçla bireyselliği değil bireyi ve onun taşıdığı değeri öne çıkaran, cinsiyet ayrımcılığına izin vermeyen, ademi merkeziyetçi ve doğrudan demokrasiye dayalı ilişki biçimleri şiddetsizliğin olmazsa olmazıdır.

Şiddetsizlik, yanlış kanının aksine ikna, işbirliğine yanaşmama ve şiddet içermeyen müdahale gibi yöntemlere başvurması nedeniyle edilgen değildir. Yine yanlış kanının aksine pazarlık yapma, uyuşmazlık çözümü veya uyuşmazlık idaresi anlamına da gelmez.

Bilindiği gibi iktidar, muktedirlerin kullanımına açık araç, etki ve baskıların bir toplamıdır. En baskıcı rejimlerin bile yönettikleri insanların belli oranda rızasına ve işbirliğine ihtiyaçları vardır. İktidarın doğasına ilişkin bu algılayış şiddetsiz eylemin temel hattını belirler. Şiddetsiz mücadele, iktidarların ihtiyaç duyduğu hükmedilenlerin itaati ve işbirliği olmaksızın kullanamayacağı kaynakları saptama, hedef alma ve geriletme yoluyla ilerler. Bu tarz bir kavrayış, en zayıf görünen grupların bile şiddetsiz / sivil direniş açısından nasıl bir potansiyele sahip olduğunu ortaya koyar.

Şiddetsiz eylem, yukarıda sıralanan özelliklerinin yanı sıra karşı tarafın şiddetini provoke etmeyen, planlama ve uygulamada netlik ve şeffaflığa özen gösteren tarzı ile adalet taleplerine yönelik üçüncü taraflardan daha büyük sempati ve somut destek sağlar.
Araç – Amaç Uyumluluğu
Genel ifadeler ile belirtmek gerekirse araç ile amaç arasında her zaman diyalektik bir ilişki vardır. Uygun bir araç seçilmediği takdirde amacı gerçekleştirebilmek hemen hemen imkansızdır. Bunun yanı sıra amaçların sahip olduğu önem ve taşıdığı değer araçların seçiminde bir özensizliğe neden olamaz. Çünkü söz konusu diyalektik ilişki nedeniyle araçlar sahip oldukları niteliklerden dolayı hem amacı hem de kullanıcıyı etkiler.
Toplumsal yaşam söz konusu olduğunda bu ilişki daha da karmaşık bir hal alır. Çünkü belli dünya görüşleri içinde üretilmiş toplumsal amaçlara yine toplumsal yaşamın tarihsel akışı içinde üretilmiş bir takım araçlar ile ulaşılır.

Nitekim politik araçlar çeşitli dünya görüşlerinin içerisinde üretildiği için o dünya görüşünün tüm rengini taşır. Bu bakımdan politik araçlarımız masum değildir. Dolayısıyla her koşulda aracın kime ait olduğunu ve neye hizmet ettiğini sormak gerekir. Hele politik bir araç olarak şiddet söz konusu olduğunda bu sorular daha bir önem kazanır.

Gerçekten de şiddet kimin aracıdır, egemenlerin mi yoksa ezilenlerin ve mazlumların mı ?

Ve şiddet neye hizmet eder tahakkümü ve statükoyu sürdürmeye mi yoksa özgürleşmeye mi ?

Bu sorulara tarihe ve toplumsal yaşama bakarak yanıt arandığında şiddeti üretenlerin egemenler, yani statükoyu korumak ve onu devam ettirmek isteyenler olduğu görülecektir.

O halde yeni bir dünyanın düşünü kuranlar, yeni bir dünyanın yaratıcısı olmaya aday olanlar egemenlerden bağımsız kendi politik araçlarını üretmek zorundadırlar.

Tarih bir çok örnekle şiddetin şiddetle bertaraf edilemediğini göstermiştir: Özgürleşme hedefi ile yola çıkanlar şiddete başvurmaları nedeniyle zamanla karşıtına dönüşerek özgürlüklerin bizzat yok edicisi haline gelmiştir.

Kısacası politik bir araç olarak şiddet; egemenin kılıcı, araçsız kalmış bir muhalefetin ise zavallılığı olduğuna göre yeni bir dünya hedefinin mücadele tekniği devrimci ve dönüştürücü bir tutum olarak şiddetten arınmış eylem olmalıdır.
Politika ve Şiddet
Otantik tanımına göre politika, antik çağın sitesinde öteki olanla, başkaları ile bir araya gelen insanın doğal yanını terk ettiği ve kendi doğal öznelliğinden çıkarak diğerleriyle ortak bir dünya yaratma uğruna ilişkiye girdiği noktada ortaya çıkan insansallaştırıcı bir faaliyettir. Politika, doğaya ait hiçbir karaktere sahip olamaz. Çünkü temel kipleri eylem, konuşma ve düşünme olan ve sadece insanlararası olan bu etkinlik, doğayla hiçbir türden ilişkiye sahip değildir. Bu nedenle politika ve onun kurduğu site, insanın doğadan tamamen çıkışının ilanıdır. Böylece, doğadaki atomize bireylerin birbirlerine karşı kullandıkları doğal şiddet bir yana bırakılır. Artık insanlar arası ilişkinin biçimi diyalog, tartışma ve düşünme olmuştur. Zira düşünce söz olarak dışarıya dökülmeye başladığı andan itibaren ötekine yönelir. Yani öteki ile diyalog ve tartışma başlar. Eğer diyalog ikna etmeye yönelik değilse, zorlamaya yöneliktir ki zorlayıcı olduğu durumda diyalog olmaktan çıkar. Dolayısı ile zor, bir diğer insanın sözünü gasp etmek, onu erksizleştirmektir. Bu ise insansal dünyadaki insansal ilişkinin yıkılışı, insansal dünyanın dışına çıkmak demektir. Kısacası politikanın dışına çıkmak anlamına gelir.

Şiddetsiz Eylem

Sivil İtaatsizlik

Toplumsal Cinsiyet

Şiddetsizlik Merkezi’ne bağış yapabilirsiniz.

Çünkü bağışlarınız şiddetsizlik üzerine daha çok çalışmamızın en önemli desteği…

Share This